| Ankara Mahpusu |
|
300Bu aslında oldukça eski bir yazım ve biraz uzunca; DVD yorumu olarak kabul edin Frank Miller ve Lynn Varley’in aynı isimli grafik romanını esas alan “300”, Termopil Savaşı’nda (M.Ö. 480) devasa büyüklükteki Pers Ordusu’na kafa tutan 300 Spartalı savaşçının öyküsünü esas alan 2007 yapımı bir film. Yönetmenliğini Zack Snyder’ın üstlendiği yapımda Frank Miller ayrıca danışman ve yapımcı sıfatlarıyla da seyiricinin karşısına çıkıyor.
Yunan kentlerini işgal etmek için Asya’dan çıkıp gelen ve çeşitli Doğu milletlerini bünyesinde barındıran azametli Pers Ordusu ile sadece 300 kişiden ibaret Sparta birliği arasındaki efsanevi Termopil Savaşı’nı kurgu odağına almış olan film, Frank Miller’ın grafik romanında yarattığı çizgiroman görselliğini beyaz perdeye büyük ölçüde yansıtmış. Zaten filmin neredeyse tamamı “bluescreen” teknolojisinin yardımıyla boş perdeler önünde çekildikten sonra bilgisyar efektleri ile biçimlendirilmiş. Film boyunca eksik olmayan bu görsel zenginlik, filmin ortalarından itibaren etkisini yitirmeye hatta sıkıcı gelmeye başlasada da, başlangıçta izleyicinin başını döndürecek kadar iddialı. Frank Miller eserlerinin neredeyse vazgeçilmesi olan abartılı kan sahneleri tabii ki filmde de unutulmamış. Özellikle savaşın şiddetlendiği sahnelerde kan bankalarını imrendirecek kadar çok kan bilinçaltımızın derinklerine kadar fışkırıyor. Aslında, görsel zenginliği ve şiddet dolu yapısı ile yer yer bir filmden çok bir video oyununu anımsatıyor 300. Amerika’da 17 yaş altının yanında bir yetişken olmadan izleyemediği (R-rated) bir filmin niye bu denli video oyunlarını anımsatan bir şekilde çekildiği pazarlama startejisi açısından eleştirilebilir belki. Çünkü Türkiye’de ne yazık ki video oyunlarının hala çocukları hedef aldığı yanılgısı geçerliliğini koruyor. Halbu ki Amerika’da video oyunlarının hitap ettiği pazarın ortalama yaşı otuzlara kadar yükselmiş durumda. Bu yüzden, önümüzdeki yıllarda bu kitleyi hedef alan ve video oyun kültürünün izlerini yoğun bir şekilde taşıyan eserleri beyaz perdede daha sık görürsek şaşırmak gerek. 300 hakkında pek çok farklı yorum yapıldı... Gerek eleştirmenler, gerekse izleyiciler arasında tam bir fikir ayrılığı hakim. Kimileri ırkçı mesajları ve tarihi gerçeklikten kopuk oluşu gerekçeleriyle filmi yerden yere vurdular. Mesela, New York Times’da A. O. Scott imzasıyla çıkan bir eleştiri 300’ü “Apocalypto kadar şiddet dolu ama iki kat daha aptal” olarak değerlendirdi. Fakat, filmi beğenenler cephesindekiler ise görsel zenginliğin göz kamaştırıcı estetiğini ve zafer için bedel ödeme duygusuna yapılan vurguyu ön plana çıkararak 300’ü şimdiden modern sinemanın kült filmlerinden biri olarak konumlandırıyor. Tarihi bir açıdan bakıldığında, filmde gerçekten de çok sayıda yanlışlık olduğu muhakkak. Hepsini birden sıralamak belki olanaksız, belki gereksiz. Fakat öyle yanlışlıklar var ki film boyunca insanın gözüne gözüne batıyor. Mesela, kask ve miğfer dışında zırh nedir bilmeyen Spartalı savaşçılar savaşta bile kırmızı pelerinlerinin ve siyah donlarının dışında koruyucu bir kıyafete kesinlikle ihtiyaç duymuyorlar. İki kral tarafından yönetilen Sparta kentinin bu yapısı da filmde tamamen atlanmış. Bir diğer tarihi eksiklik ise Spartalı askerlerin mızrak taşıyıcısı kölelerinin filmde hiç yer almaması. Steven Pressfield’in “Ateş Kapıları” (Gates of Fire) isimli ve yine Termopil Savaşı’nı konu alan epik romanında başarıyla betimlenen bu köleler 300’de tamamen es geçilmiş. Ayrıca, ilgilenenler için küçük bir tarihi not olarak, filmde Persli’lerle ittifak yapıp Antik Yunan’ın hakimi olmayı kesinlikle rededen Spartalılar gerçekte ise Termopil Savaşı’ndan sonraki dönemlerde Atinalılar’ı alt etmek için Pers yardımı almaktan çekinmemişti. Aslında, belgesel niteliği olmayan bir filmi tarihi gerçekleri saptırması ya da atlaması açısından çok ciddi bir biçimde eleştirmek belki de greekli değil. Fakat filmin yönetmeni Zack Snyder’ın “Filmdeki olaylar yüzde 90 doğru” şeklindeki bahtsız beyanatı tarihi yanlışlıkların altını çizen eleştirileri haklı çıkartır nitelikte. Politik bir perspektif ile değerlendirildiğinde de yine bir takım “göze batacak” irilikte olumsuzluklar kendisini gösteriyor. Batı’yı sembolize eden Spartalılar’ın hemen hepsinin fiziksel güzelliğine ve gücüne kıyasla Doğu’yu temsil eden Pers ordusu askerlerinin ucube hali insanı rahatsız edecek düzeyde. Doğudan çıkıp gelen bu dev ordunun içerisinde tek bir iyi karakter görebilmek ne yazık ki mümkün değil. Hatta bırakın iyi, erdemli bir karakter görmeyi, Pers askerleri fiziki açıdan “Yüzüklerin Efendisi”nden çıkıp gelmiş Ork’lardan farksız. Zaten Kral Xerxes (Rodrigo Santoro) de Pers Ordusu’nun ucubeliğini kanıtlayan bir doruk noktası olarak betimlenmiş. Spartalı kambur ucube Ephialtes’in (Andrew Tiernan) Kral Leonidas tarafından Spartalılar’ın yanında savaşamayacağının söylenmesinden sonra Pers saflarına katılması da filmin bakış açısını netleştiren bir detay olarak akıllarda kalıyor. Son bir not olarak, Sparta Kralı Leonidas’ın öldüğü sahnedeki halini izlerken “Sanki çarmıha gerilmiş İsa’yı mı anımsatıyor acaba?” diye düşünürken “Yok, bu kadar önyargılı olmamalıyım.” diyerek kendimi frenlemeye çalıştığım sırada Amerikalıların çoğunlukta olduğu salondan “İsa!” haykırışlarını duyduğumda sahenin verdiği mesajın nasıl algılandığı konusundaki kuşkularım ortadan kalkıverdi. Spartalılar arasında belki de, Ephialtes hariç, tek kötü karakter olan Persliler tarafından satın alınmış politikacı Theron’un (Dominic West) Kraliçe Gorgo (Lena Headey) tarafından öldürülmesi ile Sparta kentinin ahlak, güç ve güzellik üçlemesindeki son pürüz de ortadan kaldırılmış oluyor. Özetle, Sparta ve Pers karakterleri arasındaki ayrımın bu denli beyaz-siyah olarak çizilmiş olması bilinçli bir art niyet kuşkusunu doğuruyor. Bu arada, çok kabul görmeyen bir yorum olmakla birlikte, kimileri de Kral Xerxes’i Bush’la ve Sparta direnişini de Iraklılarla özdeşleştirerek filmin aslında gizliden gizliye Amerika’nın Irak’taki varlığını sorguladığını söylüyorlar. Medeniyetler çatışması, dinler savaşı gibi kavramların gölgesinde bütün dünyada giderek tırmanan ırkçı söylemlerin bu derece gündemde olduğu bir ortamda iyi ve kötünün bu kadar keskin hatlarla çizildiği bir film ne yazık ki akıllarda soru işareti yaratıyor. Bir de görsel bir takım zorlamalar var ki, bunların da ortalama bir seyircinin gözünden kaçması olanaksız. Antik çağların manken ajansını aratmayan Sparta’da yakışıklı olmayan, kasları on metre öteden kendisini göstermeyen erkekleri şehre almadıklarını düşünebilirsiniz. Karın kaslarına atıfta bulunmadan 300’den bahsetmek olmaz! Uyanık bir girişimci bu filmin yarattığı etki kaybolmadan önce elini çabuk tutarak “300” ya da “Spartan” adı altında bir karın kası geliştiricisi ile piyasanın tozunu attırabilir. Zira tapılası güzellikte betimlenmiş ve her daim yarı çıplak gezen 300 Spartalı savaşçının antik yunan heykellerini aratmayacak kusursuzluktaki vücutlarını tamamlayan en önemli ayrıntı boğum boğum “ben buradayım” diye bağıran karın kasları. Gerçi, fiziksel anlamdaki tüm bu saptırmaları yönetmenin kendi tercihi adı altında kabullenip, üzerinde fazla düşünmemek gerekir. Fakat, yukarıda bahsi geçen ırkçı mesajları pekiştiren birer obje olarak kullanıldıkları için belki de bu denli yoğun eleştiriliyorlar. Tüm eleştirilere karşın film, gişe hasılatı açısından oldukça başarılı bir performans sergiledi. Daha ilk haftasonunda Kuzey Amerika’da 70 milyon doların üzerinde hasılat yaparak “Ice Age: The Meltdown”un Mart ayındaki en iyi haftasonu açılışı rekorunu kırrmış oldu. Hasılat açısından bir başka dikkat çekici istatistik ise 300’ün Yunanistan’da üç milyona dolara yakın hasılatla çok iyi iş yapmış olması. Fakat, Yunaninstan’daki bu gişe başarısına karşın, bazı Yunan film eleştirmenleri 300 hakkında çok da olumlu konuşmuyor. Dimitris Danikas ve Robby Eksiel gibi Yunan eleştirmenler karakterlerin sığlığı ve sahnelerin dijital sahnelerle boyanmış olması gibi konuları eleştiriyor. Filmin İranlılar’dan yoğun şekilde tepki aldığını ise söylemeye gerek yok sanırım. 08:16 - 22/11/2008 - yorum yaz
|
Ana Sayfa Ankara Mahpusu? Site Haritası Arşiv İlham Avcısı Kategoriler
Son Yazılar - Taşındım!!! |