| Ankara Mahpusu |
|
LÖSEV - Elimi Siz Tutar mısınız?LÖSEV - Elimi Siz Tutar mısınız?Lösemili Çocuklar Vakfı, LÖSEV, başarılı bulduğum ve fırsat buldukça yardım etmeye çalıştığım bir sivil toplum örgütü. Kanser zaten başlı başına kötü bir durum; ama hele bir de minicik çocukların bu hastalıkla boğuşması gerçekten de çok zor olsa gerek. Bu yüzden, LÖSEV gibi kuruluşların çalışmaları gerçekten de çok önemli... Ama, LÖSEV'in son tanıtım kampanyası olan "Elimi Siz Tutar mısınız?" projesini açıkçası pek başarılı bulmadım.Niçin mi? LÖSEV gibi başarılı bir yapılanmanın duygu sömürüsü üzerine oynamasına hiç gerek yoktu. Televizyonlarda ve LÖSEV'in Internet sitesinde de yer alan tanıtım filmini izlediyseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacağınızı düşünüyorum... Keşke, konuya daha farklı açıdan yaklaşarak insanların duygularını sömürmek yerine yaptıkları faaliyetlerin önemine odaklaşan bir tanıtım filmi hazırlatsalarmış. Tabii, yine de LÖSEV gibi sivil toplum örgütlerine elimizden gelen yardımlarımı esirgememiz gerekiyor. LÖSEV'e bağış yapmak konusunda bilgi almak için sitelerini ziyaret edebilirsiniz. 11:42 - 24/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazSel Felaketi ve Köşe YazılarıSel Felaketi ve Köşe YazılarıSel felakatini izleyen günler içerisinde Sel Felaketi ve Ana Haber Bültenleri başlıklı bir yazı yazmıştım. Hem sel felaketini hem de bilgi sunmak yerine magazin yarışı yapan ana haber bültenlerini eleştirmek için... Aradan günler geçti ve hemen her gazetede köşe yazarları sel felaketi ile ilgili haberler kaleme aldı. Doğal olarak, bu yazılar içerisinde iyiler olduğu kadar kötüler de var. Kimisi "vah, vah"dan fazlasını içermeyen çalakalem yazılmış yazılar... Kimileri ise gerçekten de yaşanan felaket konusunda sunduğu bilgiler ve perspektif ile konuyu daha iyi kavramamızı sağlıyor... Mesela, ikinci grupta yer alan yazılardan bir tanesi Milliyet'te Rıza Türmen tarafından kaleme alınan "İnsan Yaşamının Önemi" başlıklı yazı... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıçlarından olan Rıza Türmen, yazısını çok güzel bilgilerle donatmış. Ne gibi mi? İşte temel başlıklarla Türmen'in anlattıkları: - 1997 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi yeni bir imar planı ile Ayamama Deresi'nin geçtiği alanları yüksek yoğunluklu ve çok katlı yapılaşmaya açmış. - Mimarlar Odası bu yeni düzenlemeyi inceleyerek "o bölgede bu şekilde yapılaşma olursa doğal felaketlere davetiye çıkar" şeklinde bir rapor hazırlamış. - Rapor, Belediye tarafından dikkatie alınmayıp; yapılaşma başlamış. - Mimarlar Odası 1998'de İdare Mahkemesi'ne dava açıp, yürütmenin durdurulmasına ve işlemin iptaline karar verilmesini sağlıyor. - Ancak, tüm bu işlem tamamlanana kadar bölgede yapılaşma almış başını yürümüş. Yazısının devamısında ise, Rıza Türmen 1993 yılında meyana gelen ve 39 kişinin hayatını kaybettiği Ümraniye Çöplüğü'nün patlaması olayına dönerek yerel yöneticilerin ihmallerinden kaynaklanan bu tür olaylar nedeniyle bu yöneticilerin cezalandırılabileceğine dikkatimizi çekiyor... Düşünsenize, göz göre göre yaşanan böylesine bir sel felaketinde hayatını ya da malını mülkünü kaybedenler sorumlu Belediye Başkanı'nı dava edip, ceza almasını sağlasa; bundan sonra yerel yöneticiler, şehrin ve doğanın dokusunu tahrip eden hatalı uygulamaları rahat rahat yapabilir mi sizce? Günlerdir haber bültenlerine bakıyorum, köşe yazılarına göz atıyorum... Konu hakkında Rıza Türmen'inki kadar doğrudan ve güzel bilgi veren başka yazıya denk gelmedim açıkçası! Bilgi ve tarafsız yorum dışında her şeyi sunan, köşelerini adeta çöplüğe çeviren yazarların Rıza Türmen'den öğreneceği çok şey olduğuna inanıyorum... Evet, Rıza Türmen'in yazıları biraz fazla "ciddi", biraz "renksiz" belki; ama bugünlerde hasret kaldığım "bilgi veren, perspektif genişleten" doğru düzgün yazılar... 14:15 - 15/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazSel Felaketi ve Ana Haber Bültenleri Pisi Pisine...Televizyonlardaki sel felaketi görüntülerini izlerken, dilimin ucuna gelip konuveren sözcükler bunlar oldu... Pisi pisine... Ne demek pisi pisine? "Boş yerine, boşuna" anlamına gelen bir zarf... Boşu boşuna kaybedilen onca can... İnsan başka ne diyebilir ki! Dere yatakları üzerine plansız ve bir o kadar da kontrolsüz şekilde yapılaşma yapılan, üst yapının bol kazançlı rant kavgası esnasında "alt yapı"nın akıllara bile gelmediği ve uyarılarda bulunan bilimadamlarının bir güzel kulakardı ediliği güzel yurdumda insan neye üzüleceğini, kime kızacağını şaşırıyor! "Doğal" denilen ama oluş şeklini biraz kurcalayınca doğal görünümlü insaneli afetlerin oluşmasına yol açan kamu otoritelerine mi, gözleri para hırsından başka şey görmeyen müteahhitlere mi, o evleri satın alarak çarpık yapılaşmanın çarklarını döndüren vatandaşlara mı, yoksa duyarsız kaldığımız için hepimize mi kızmalı?? Habersiz Haber Bültenleri! Sel felaketiyle ilgili gelişmeleri takip etmek için uzun süredir yapmadığım bir şeyi yaptım ve ana haber bültenlerini izledim! Haber bültei başlamadan önce verilen "tanıtım" görüntüleri, aslında ellerinde olan malzemenin neredeyse tamamını içerdiği için bültenin kendisini izlemeye gerek yok diyebilirim! Bülten açılıyor ve spiker haberler hakkında detay vermeye başlıyor. Ama, tanıtımda duyduğumuz sözlerin hemen hemen hepsini (üstelik neredeyse aynı tümcelerle!) bir kez de spikerden dinliyoruz, kim bilir belki anlama özürlüyüzdür?! Sonra, canlı bağlantı için muhabirlere bağlanılıyor... Ki onlar daha da evlere şenlik. Pek çoğu düzgün Türkçe konuşmaktan bihaber. Üstelik, olay yerinden canlı olarak aktardıkları bilgi, tanıtımda ya da stüdyoda söylenenlerden hemen hemen hiç farklı değil. Yani etti üç! Tam üç kez aynı bilgiler dönüp dolaşıp veriliyor. Yeni bir bilgi, derinlemesine bir haber, detay bir gelişme, konuyu değişik bir boyuttan görmemizi sağlayacak teknik bir değerlendirme... Bunlar için beklemek boşuna, çünkü böyle "gereksiz" şeylere lüzum olmadığını düşünüyor olmalı haberciler. Ama haklarını yememek lazım, aynı bilgiyi en az 3 kez izleyiciye sunarak, en geç algılayanın bile haberi algılamasını sağlayarak muhteşem bir hizmet sunmuş oluyorlar! Haber programı yapımcıları, ne yazık ki bizleri kalitesiz ve özensiz haberlere alıştırarak Türkiye için büyük bir kötülük yapıyorlar diye düşünüyorum... Ya siz, siz ne düşünüyorsunuz haber bültenleri konusunda? İzlediğiniz haberlerden memnun musunuz??? 12:46 - 10/9/2009 - yorum {1} - yorum yazMünevver Karabulut Cinayeti ve ÖtesiGazete manşetleri, televizyon bültenleri aylardır "Münevver Karabulut Cinayeti" haberleri ile çalkalanıp duruyor...Bir katil zanlısının sadece zengin olduğu ya da güçlü bir takım ilişkilere sahip bir ailenin bireyi olduğu için bu olaydan sıyrılmaması adına medyanın gelişmeleri takip ederek konuyu sıcak tutmasını ben de takdir ediyorum. Ama her zaman olduğu gibi konunun ana hatları ile uğraşıp esas sorunlar üzerine düşünmek yerine işin magazin kısmına odaklanılıyor... Öncelikle, "gezen tozan kızların başına işte böyle olaylar gelir!" şeklinde akılla mantıkla bağdaşmayacak açıklamalar yapıldı. Bir insan bir başkasının ahlak kriterlerine uygun değilse vahşice öldürülmeyi hak ediyor demek. Pekiyi kimin ahlak kriterinin daha iyi olduğuna ve böylelikle kimlerin katlinin vacip olduğuna karar verecek olan kim? O kadar saçma bir mantık ki diyecek söz bulamıyorum... Bir de, konudan rant elde etmeyi kendisine ulvi görev edinmiş yurdum müteşebbisleri var ki, onların cin gözlüğü cinayetten bile daha vahşi geliyor bana. En başta bu film hadisesi. Belki "çok katı bakıyorsun, sakin ol" diyeceksiniz ama bence bu tür cinayetlerin filmleştirilmesi, kitaplaştırılması yani bir şekilde ikonlaştırılması, içinde vahşet kıvılcımları olan bünyeleri tetiklemek konusunda pek başarılı. En basitinden gazetelerin 3. sayfa haberlerine bir göz atın. Başı gövdesinden ayrılan, akıllara zarar yöntemlerle katledilen insanların sayısında bariz bir şekilde artış var. Bu durumda, Testere serisi, Sevgililer Günü Katliamı ya da bilmem ne vahşeti adı altındaki filmlerin giderek artmasıyla insanın kanını donduracak cinayetlerdeki yükseliş arasında bir ilişki kurmak için dahi olmaya gerek yok sanırım... Truman Capote'nin 1965 tarihli In Cold Blood (Soğukkanlılıkla) romanı belki edebiyat dünyası için önemli bir kitaptı; ama artık bu tür yaşanmış cinayet ve katliamlara dayanan eserler hakkında durup düşünmenin tam zamanıdır! Münevver Karabulut cinayeti ile hem kamuoyunda hem de medyada sağlanan ilgi, magazin ve rant çıkarları yerine şiddetin toplumun her katmanına sirayet ettiği Türkiye'de şiddetle mücadele için kullanılmalı diye düşünüyorum... 11:38 - 20/8/2009 - yorum {1} - yorum yaz
|
Ana Sayfa Ankara Mahpusu? Site Haritası Arşiv İlham Avcısı Kategoriler
Son Yazılar - Çikolata: Yükselen Kakao Fiyatları - Altın Fiyatları Uçuyor! - Ankara'da Fotoğraf Kursu - Fenerbahçe Galatasaray Derbisi - PepperMiLL - District 9 - Bolu Mangal Keyfi - Nefes: Vatan Sağolsun - Shaun the Sheep - Kitap Önerisi - TOEFL'a rakip: PTE Academic - Plansız Ankara - Venedik'te Bir Gece - Gizler Çarşısı - Music Challenge - Facebook Oyunu - Çiçek Motifi ve Hayatın Hızı - Devlet-i 'Aliyye - Northern Exposure - Kuzeyde Bir Yer - LÖSEV - Elimi Siz Tutar mısınız? - Google Caffeine |