| Ankara Mahpusu |
|
Kitap ÖnerisiKendi adıma, kitap okumaktan büyük zevk alıyorum; ancak hayatın harala gürelesi arasında vakit denen hadise pek bir kıymetli hale geldiğinden, ayırdığım zamanı hak etmeyecek kitapları okumuş olmak istemiyorum. Bu nedenle de güvendiğim insanların kitap önerilerine çok değer veriyorum...Zaten, Ankara Mahpusu blog'unda okuduğum kitaplara ilişkin görüşlerimi mümkün mertebe sizlerle paylaşmaya çalışmamın sebebi de belki bir başkasına "iyi" kitap okuması konusunda yardımcı olabilirim düşüncesi... Twitter'da tesadüfen bulduğum bir link, bana kitap önerileri konusunda güzel bir site kazandırdı. Sitenin adı Kitap Önerisi. Eğer, siz de benim gibi "kötü" kitaplardan sakınmak isteyenlerdenseniz bir göz atmanızda fayda var... 11:04 - 14/10/2009 - yorum {yok} - yorum yazDevlet-i 'AliyyeDevlet-i 'AliyyeOsmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - I Klasik Dönem (1302-1606) Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişme Osmanlı İmparatorluğu tarihi denildiğinde akan suları durduran, efsanevi tarihçi Prof. Dr. Halil İNALCIK Hoca'nın son çalışması, Osmanlı İmparatorluğu hakkındaki çalışmalarını özetleyen bir üçlemenin ilk cildi. Bu birinci cild, Osmanlı İmparatorluğu'nun öyküsünü kuruluşundan yani 1302 yılından alıp bir imparatorluk olarak kökleştiği 17. yüzyıl başlarına dek anlatıyor. Halil İnalcık Kimdir? Halil İnalcık, Osmanlı tarihi denilince sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada insanların önünde saygıyla eğildiği bir isim. Nasıl olmasın? 1916 doğumlu Halil Hoca, 1943 yılında doktorasını tamamlamış ve sonrasında önce uzun yıllar Ankara Üniversitesi'nde hocalık yapmış. Sonrasında çeşitli Amerikan üniversitelerinde misafir hocalık yapmasının ardından University of Chicago'da hocalığa başlamış. Orada da uzun yıllar ders verdikten sonra, 1994 yılında ülkesine dönüp Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümü'nü kurmuş. Hala da bu bölümde hoca. Bilkent Üniversitesi'ne uğradıkça arada sırada uzaktan da olsa görüyorum kendisini. Açıkçası, 1916 doğumlu birisine göre oldukça dinç görünse de, asık yüzüyle beni korkuymuyor değil! Osmanlı İmparatorluğu Üzerine AraştırmalarDevlet-i 'Aliyye ya da tam adıyla Devlet-i 'Aliyye-i Osmaniyye, Osmanlı Yüce Devleti anlamına geliyor. Kitap olarak Devlet-i 'Aliyye ise, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir uç beyliği olarak kurulup köklü bir imparatorluk olarak kurumsallaşmasını siyasi tarih odağında -ama ekonomik, toplumsal ve kurumsal boyutları da ele alarak- inceliyor. Kitap, Osmanlı tarihi ile amatör ya da profesyonel ilgilenen herkesin mutlaka göz atması gereken bir baş yapıt. Ancak, eğer Osmanlı tarihi konusunda sıfır bilgim var diyorsanız bazı yerlerin okuması zor ya da sıkıcı gelebilir. Bununla birlikte, genel itibarıyla oldukça rahat okunan harikulade bir çalışma. Benim nacizane tek eleştirim şu olabilir, kimi tümceler anlam bütünlüğü açısından dikkat çekici şekilde bozuk. Bu da bende ya İngilizce'den Türkçe'ye kötü çeviri yapılmış ya da İngilizce düşünülerek Türkçe kaleme alınmış satırlar olduğu izlenimini uyandırdı... Son bir not olarak, kitabın İş Bankası Kültür Yayınları tarafından çıkmasının bir şans olduğunu söylemem lazım. Yoksa, 377 sayfalık bu esere 15 TL civarı bir para ile kavuşmamız hayal olabilirdi... Ankara Mahpusu'nun notu: 9/10 22:57 - 29/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazThe White Tiger
09:08 - 6/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazAmatİhsan Oktay Anar, Puslu Kıtalar Atlası ile yarattığı o kendine has, fantastik, her ne kadar dramatik olaylarla dolu olursa olsun neşeli, sürüklüyeci ve masalsı dünyanın kapılarını bir kez daha aralıyor Amat ile. Tarih zamanı tıpkı Puslu Kıtalar Atlası gibi 17. yüzyıl. Bu sefer, bir Osmanlı kalyonu ile eski zaman gemicilerinin o bambaşka havasını soluyoruz. Ama bilindik olan Anar'ın patenti kendisine ait dili ve evreni.Felsefi arayışlar yine sürükleyici maceralar ile harmanlanıp, efsane diyarının baharatı ile tatlandırılmış. Kısacası, Puslu Kıtalar Atlası ile Anar dünyasına adım atmış okurlar için Amat keyifle kat edilecek yeni bir durak. Anar'ın kendisine has dili, Amat'ta denizcilik dünyası terimleri ile başka bir boyuta taşınmış. Amat, kesinlikle iyi bir kitap. Eğer Puslu Kıtalar Atlası'nın Anar'ın ilk kitabı olduğu gerçeğini unutursanız çok iyi bir kitap bile diyebilirsiniz. Bence Anar, ilk kitabının ulaştığı o muhteşem zirveyi aşmak yerine o zirvenin eteklerinde dolanmayı seçmiş. Keşke kendisini yani Puslu Kıtalar Atlası'nı aşmayı hedeflemiş olsaymış... Ankara Mahpusu'nun notu: 7/10 12:46 - 19/8/2009 - yorum {yok} - yorum yazHigh Fidelity High Fidelity, Nick Hornby'nin ilk romanı. Tabii, ben bir hayli gecikmeli olarak okumuş oldum, ama çaktırmayın :-) Yüksek sadakat anlamına gelen High Fidelity, yanılmıyorsam Ölümüne Sadakat adı altında Türkçe'de yayımlandı.Nick Horby, birinci tekil ağızdan yazdığı romanında ilişkileri üzerinden hayatını sorgulayan 36 yaşındaki bir İngiliz'in öyküsünü anlatıyor. Kahramanımız Robert Fleming, Londra'da bir plakçı işleten ve hem kariyerinde, hem de ilişkilerinde başarısız bir insandır. Bugüne dek yaşadığı tüm ilişkileri hüsranla biten, hep "terk edilen" taraf olan Rob, son ilişkisi Laura tarafından da terk edilince tüm yaşadıklarını sorgulamaya başlar. Hızla okunan, rahat ve samimi bir tarzı olan kitap yer yer oldukça da espirili. Espri ve İngiliz sözcüklerini yan yana pek düşünemeyen ben bile yer yer güldüğümü söylemeliyim :-) Genelde "ilişkiler üzerine" olan kitaplar olaylara hep kadın gözünden baktığı için High Fidelity'i farklı kılan erkek bakış açısını sunuyor olması. John Cusack'ın başrollerinde oynadığı bir de film çekildi, kitaptan yola çıkarak. Ancak, Londra'da geçen kitap, filmde kendini New York'ta bulmuştu. Kitapta müzik oldukça önemli bir olgu olarak dikkati çekiyordu. Zaten, filmin sound track'i de yayımlandığında adından oldukça bahsettirmişti. Çok büyük beklentilerle değil de, hoş bir şekilde vakit geçirmek için bir kitap arıyorsanız -mesela kumsalda uzanırken- High Fidelity'i iyi bir seçim olabilir... Ankara Mahpusu'nun notu: 6/10 13:19 - 5/8/2009 - yorum {2} - yorum yazPuslu Kıtalar Atlası İtiraf ediyorum ki, Puslu Kıtalar Atlası'nı bir hayli geç okudum! 1995 yılında ilk baskısı yapılan roman aslında uzun süredir okuma listemdeydi. Üstelik, yazarı yani İhsan Oktay Anar hakkında hiç bir fikrim olmamasın rağmen! Peki beni bu kitaba çeken şey neydi? Açıkçası, ismi inanılmaz güzel gelmişti. Puslu Kıtalar Atlası... Harika bir seçim.Kitabı okuduktan sonra "Evet, işte böyle bir kitabımı yazmış olmayı çooook isterdim!" deyip durdum günlerdir. Kıskançlıkla geçen zamandan sonra ancak oturup da bu yorum yazısını kaleme alabiliyorum. Ah be İhsan Oktay Anar, benden önce yazılır mı bu kitap? Kitap hem içerik, hem üslup olarak gerçekten çok farklı, güzel ve etkileyici. Bir kere, öykü içinde öykü yöntemi ile pek çok değişik öykü birbrine öyle güzel bir kurguyla monte edilmiş ki sırf bunun için bile okunur bu kitap. Sonra, kitabın dili o kadar güzel ki! Bir "İhsan Oktay Anar dünyası ve dili" geliştirmiş yazar. Uzun lafın kısası; yazar, birbirine sıkı sıkıya kenetlenmiş öyküleri son derece sürükleyici bir şekilde, kendine has bir dille anlatırken masalımsı bir dünyanın gizeminden ve egzotik tadından da sonuna kadar yararlanarak insanın okumaya doymadağı bir eser ortaya çıkarmış. Arap İhsan'ın, Uzun İhsan Efendi'nin, Uzun İhsan Efendi'nin, Bünyamin'in, Ebrehe'nin, Zülfiyar'ın, Alibaz'ın ve diğer nice karakterin öykülerini okurken kitap bitmesin diye içten içe endişelenmeden edemeyeceğinize bahse varım! :-) Mutlaka okuyun, okutun! Ha benim kıskançlığım nasıl son bulur, onu ben de bilemiyorum! :-) Ankara Mahpusu'nun notu: 9/10 13:13 - 31/7/2009 - yorum {yok} - yorum yazBin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini'nin ikinci romanı Bin Muhteşem Güneş'i (A Thousand Splendid Suns) aslında okumaya pek niyetim yoktu. Niye? Çünkü "çok satan" kitaplardan genellikle uzak durmaya çalışıyorum. Niye? "Herkesin beğendiğini beğenemem!" egosundan dolayı mı? Kesinlikle hayır. Sadece, ömrüm boyunca okumam gereken binlerce muhteşem kitap olduğunu düşünüyorum ve bu kitaplar genellikle çok satanlar arasında olmuyor. Yani, basit bir önyargı filtresi ile zamanımı iyi değerlendirmeye çalışıyorum...Peki nasıl oldu da okudum bu kitabı? İşte burada devreye 2ş faktörü giriyor: şans ve şartlar :-) Şu an biraz izole bir ortamdayım ve yapabileceğim en güzel şeylerden biri bulabildiğim her kitabı okumak. İşte Bin Muhteşem Güneş de bulabildiğim kitaplardan bir tanesiydi! Afganistan doğumlu Amerikalı yazar Khaled Hosseini, dünya çapında şöhreti ilk kitabı Kite Runner (Uçurtma Avcısı) ile yakalamıştı.İkinci kitap yine Afganistan temalı. Bu kez, Sovyet işgali ve içsavaş gölgesindeki Afganistan'da kadın olmanın dramını işlemiş Khaled Hosseini. Meryem ve Leyla adlı iki kadının, birbirlerinden bağımsız olarak başlayan ama kaderin ağlarını örmesi ile örtüşen hayatları üzerinden dünyanın unuttuğu Afganistan'da yaşanan insan ve de özellikle kadın dramları anlatılıyor kitap boyunca. Teknik açıdan bakarsanız, kitap, "iyi" bir kitapta bulunması gereken temel özellikleri yerine getirmiş. Derinliği ile sunulan karakterler, ilgi çekici bir tarihsel ve siyasi zemin, okuyucuyu merak içinde bırakacak ve iç-içe geçmiş hikayeler, çömertçe kullanılmış duygusallık ve gözyaşı. Üstelik, kitabın Batı okuyucuları için bir de "egzotik" bir havası var. Bununla birlikte, tüm bu artılara rağmen kitapta beni rahatsız edene bir "tat" vardı. Bu da sanırım her şeyin çok "planlı", "düzenli" ve de "kurgusal" olduğu hissi. Kitabın yazari Afganistan'da doğmuş ve sonradan Amerika'ya giderek burada okumuş ve kendisine yepyeni bir hayat kurmuş birisi. Afganistan kökenine rağmen, olayları sanki tam bir Batılı gibi kaleme almış. Ben çoğu satır boyunca kendimi Hosseini'den daha çok Afganlı gibi hissetim diyebilirim. Tabii, kitabın Batı'da elde etmesi planlanan başarısı nedeniyle bu şekile kaleme alınmış olmasının eminim ki büyük payı var. Zaten amacım "Hosseini artık Amerikalı olmuş, özünü kaybetmiş" gibi "büyük" yorumlar yaparak oraya buraya çamur atmak değil. Anlatmak istediğim, kitabın içerisinde daha çok ve gerçekçi bir "Afganistan" bulabilseydim sanırım "çok güzel" bir kitap diyebilirdim Bin Muhteşem Güneş için... Yine de bu hali ile bile oldukça keyifli, düşündürücü ve ne yazık ki duygusallık dolu okumalar sunabiliyor. Ankara Mahpusu'nun notu: 7/10 15:33 - 30/7/2009 - yorum {yok} - yorum yazBeyaz ZencilerUzun süredir okumak istediğim ama bir türlü denk gelemediğim Beyaz Zenciler'i okuma şerefine nihayet ulaştım! :-)![]() Ingvar Ambjornsen'in kitabı uzuuuun süre önce dikkatimi çekmişti. Neden sadece Oslo'daki yeraltı dünyası üzerinden uyuşturucu müptelaları başta olmak üzere "kaybedenler"i anlatıyor olması değildi elbette. Tamam, kabul. Böylesine ilginç bir dünyaya ait belgesel tadında bir kitap okumak başlı başına ilgi çekici. Ama kitabı daha da önemli kılan yazarı Ingvar Ambjornsen'in tam olarak böyle bir "kaybeden" olması. Kendisi de bir "keş" olan Ambjornsen'in kitabının Türkçe basım haklarını iki tane Lületaşı pipo karşılığında vermiş olması hayata, paraya ve kariyere bakış açısını özetlemeye yetmiyor mu? Keşlerin dünyasına dalıp, hayata "farklı" bir pencereden bakabilen insanlar olduğunu görmek bence çok öğretici. Hayatlarımızı işgal eden basmakalıp bir takım düşüncelere isyan eden insanlar, bu uğurda hayatlarını sıfırlayanlar olduğunu bilmek beni olayları başka açılardan görmeye itti... Mutlaka okuyun... Bu arada, ufak bir anımsatma. Küçük yaştakiler için belki biraz "özendirici" olabilir kitap; bilemiyorum. Belki biraz fazla "pimpirikli" bir yorum oldu; ama yine de kitabın güzelliğini gölgelemesin bu uyarım... Ankara Mahpusu'nun notu: 8/10 15:00 - 30/7/2009 - yorum {yok} - yorum yazD&R TunalıSanıyorum bana çok "fast-food" göründükleri için büyük firmalara ait kitapçı zincirlerini pek sevmiyorum... Ama diğer yandan da Ankara'daki kitapçı azlığını düşününce insan gördüğü her kitapçı için sevinmeli.Doğan Medya Grubu'nun bünyesinde faaliyet gösteren D&R'ın Tunalı şubesi bu açıdan güzel bir yer (olabilirmiş). "Music & Book Store" şeklindeki logolarından olsa gerek pek sevmiyorum bu markayı. Ağırlıklı olarak Türkçe kitap ve müzik ürünleri satan bir mağzanın logosu niye İngilizce olsun ki?? Dil faşizanlığı merakında değilim... Her tür renk olsun hayatımızda; ama ben ucuz pazarlama dışında bir mantık göremiyorum bunun arkasında. ![]() Her neyse. D&R Tunalı'nın bulunduğu bina aslında uzun yıllar Beymen olarak hizmet verdikten sonra sanıyorum bir kaç markaya daha evsahipliği yapmıştı. D&R bünyesinde geçince açıkçası çok sevinmiştim; çünkü merkezi bir yerde çok büyük bir kitapçı (ve de tabii müzik mağazası) Ankara için hayal gibi... Cam kenarlarına yakın konulan deri koltuklar hem ergonomik, hem de ne diğer müşterilerin ne de görevlilerin dolaylı/dolaysız tacizine mağruz kalmadan hoşunuza giden kitaplarla ilgilenebileceğiniz şekilde yerleştirilmiş. D&R Tunalı'nın en sevdiğim yanı bu koltuklar... Ne yazık ki, bu kadar geniş bir alanda çok daha fazla ve türde kitap yer alabilirdi diye düşünüyorum. Son olarak geçen haftasonu gittim ve en üst kat tamamen boştu. D&R bu harika binayı çok daha verimli bir şekilde kullanmalı. En azından hakkını verecek kadar. Yine de, eğer yolunuza Tunalı'ya düşüyorsa arada bir mutlaka uğrayın. Hele ki güneşin davetkar olduğu bir güne denk gelmişseniz geniş pencerelerden süzülen ışık eşliğinde raflara huzur içinde bakınabilirsiniz... Ankara Mahpusu'nun notu: 5/10 23:25 - 21/11/2008 - yorum {yok} - yorum yaz
|
Ana Sayfa Ankara Mahpusu? Site Haritası Arşiv İlham Avcısı Kategoriler
Son Yazılar - Çikolata: Yükselen Kakao Fiyatları - Altın Fiyatları Uçuyor! - Ankara'da Fotoğraf Kursu - Fenerbahçe Galatasaray Derbisi - PepperMiLL - District 9 - Bolu Mangal Keyfi - Nefes: Vatan Sağolsun - Shaun the Sheep - Kitap Önerisi - TOEFL'a rakip: PTE Academic - Plansız Ankara - Venedik'te Bir Gece - Gizler Çarşısı - Music Challenge - Facebook Oyunu - Çiçek Motifi ve Hayatın Hızı - Devlet-i 'Aliyye - Northern Exposure - Kuzeyde Bir Yer - LÖSEV - Elimi Siz Tutar mısınız? - Google Caffeine |