Ankara Mahpusu

Venedik'te Bir Gece

Kategori: opera

Venedikte Bir Gece OperetVenedik'te Bir Gece
Johann Strauss'un (Strauss'ların ikincisi yani oğul Strauus) bestelediği operet, Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde Gürçil Çeliktaş tarafindan sahneye koyulmuş.

Oldukça enteresan bir sürprizle karşılaştım. Operet Türkçe olarak sahneleniyor!

Bir opera ya da operet eserin librettosunun Türkçe gibi operalarda kullanmanın zor olduğu bir dile çevrilmesi açıkçası iyi cesaret.
Ama sonuç hiç de fena olmamış! Türkçe libretto açıkçası benim kulağımı rahatsız etmedi.
Hatta, opereti beraber izlediğimiz yabancı arkadaşım düz konuşmalar dışında Türkçe kullanılmadığını sanmış.

Annina rolünde izlediğimiz soprano Hülya Kazan performansı ile aklımda en çok kalan isim oldu.
Caramello rolündeki Murat Karahan ise önceki performanslarını aratır bir haldeydi. Bir de açıkçası Murat Karahan'ın "seyirciye oynama" özelliği artık beni rahatsız etmeye başladığını fark ettim...

Orkestrayı Sunay Muratov yönetirken, dekor Tayfun Cebi, kostümler Nursun Ünlü, koreografi Nilgün Bilsel, ışık düzeni Tahsin Çetin tarafından hazırlanmış.

Venedik'te Bir GeceKostümler diğer temsillere kıyasla başarılı sayılabilir; ancak aynı durumu dekor için söylemek zor...

Venedikte Bir Gece, çok çapkın olan Urbino Dükü Guido'nun Venedik ziyaretini konu ediyor. 19. yüzyılın son dönemlerinde geçen operette iç içe geçmiş aşk hikayeleri var. Eğer yanlış anımsamıyorsam operetin orijinali 3 perde, ancak Türkçe libretto ile 2 perde olarak sahneleniyor ve 2,5 saat sürüyor. Açıkçası, Strauss'un zengin ve neşeli melodilerine rağmen biraz sıkıcı geliyor bu kadar uzun sürdüğü için.

Venedikte Bir Gece ya da orijinal adıyla Eine Nacht in Venedig, seyirciye daha çok hitap edebilsin diye bir kaç küçük güncel espri de eklenmiş (domuz gribi, Berlusconi gibi), ama açıkçası insanı çok eğlendirecek bir librettosu yok. Müzik kesinlikle çok daha neşeli ve keyifli...

Operetin Kimlik Kartı
Orkestra Şefi: Sunay Muratov
Sahneye Koyan: Gürçil Çeliktaş
Dekor Tasarımı: Tayfun Çebi
Kostüm Tasarımı: Nursun Ünlü
Koreografi: Nilgün Bilsel
Işık Tasarımı: Tahsin Çetin
Urbino Dükü: Arda Doğan, Erdal Şen, Barış Yanç
Caramello: Murat Karahan, Oğuz Sırmalı
Delacqua: Levent Akev, Serhat Konukman
Barbara: Dolunay Dilek, Ayşe Özkan
Barbaruccio: Umut Kosman, Volkan Şen
Enrico Piselli: Serhat Konukman, Umut Kosman
Pappacoda: Serkan Kocadere, İnanç Makinel
Annina: Hülya Kazan, Tuğba Mankal
Ciboletto: Seda Aracı, Selva Erdener, Candan Üstün
Agricola: Sezin Kirişçi, Bilge Yılmaz
Balbi: Fatih Özkaya
Testaccio: Eray Kocatürk

Ankara Mahpusu'nun notu:
6/10

00:14 - 10/10/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Öylesine Bir Dinleti

Kategori: opera
Öylesine Bir DinletiMurat Göksu tarafından yazılıp yönetilen Öylesine Bir Dinleti, Ankara'da Operet Sahnesi'nde sahneleniyor.

Didaktik bir şekilde "opera denen hadise nedir?" sorusuna yanıt veren Öylesine Bir Dinleti, opera aryaları, türküler, şarkılar gibi unsurları bir araya getiren bir kolaj. Aslında, pek çok ülkede bu tür eserler var. Opera sevgisini aşılamak, opera nedir sorusuna yanıt vermek için popüler opera eserlerinin harmanlamasından oluşan ve arada da öğretici bilgilerin yer aldığı bu eserler, özellikle çocukları hedefliyor. Öylesine Bir Dinleti'de böyle bir hedef kitle seçilmemiş, opera konusuna kuşkuyla yaklaşan herkes potansiyel seyirci olarak düşünülmüş.

Niyet gerçekten de çok güzel. Operanın hor görüldüğü, anlamsız bulunduğu bir ülkede insanlara "opera aslında kötü bir şey değildir" mesajını verecek eserler yaratmak çok akıllıca. Bu açıdan Murat Göksu'yu gerçekten tebrik ediyorum. Gelgelelim, sahnedeki sonuç pek parlak değil açıkçası...

Her şeyden önce, oyunun metni çok kötü. Operet Sahnesi'nde izlediğim bir diğer kolaj eser olan Kırmızı Ev gibi Öylesine Bir Dinleti'nin de metni çok ama çok baştan savma yazılmış. Okuma yazması olan ve opera hakkında iyi kötü bir şeyler bilen ya da google'da yarım saat arama yapan herhangi bir kişi oturup o metni rahatlıkla yazar.

Murat Göksu, böyle bir metnin altına imzasını atarken rahatsız olmadı mı merak ediyorum doğrusu... Fazlasıyla didaktik, bütünlük anlamı olmayan metnin en çok canımı sıkan kısmı ise agresifliğiydi. Neyin mi agresifliği? Operayı anlamayan ve sevmeyen insanları "tek bir şive" ve "tek bir kültür boyutuna" indirgeyip, ardından da bununla "kendince" dalga geçen agresiflik... Sonra kalkıp "çok seslilikten bahsetmek" ironi değil mi?

İnsanlar operayı sevmiyorsa, insanlar operayı anlamıyorsa suç onlarda mı yoksa yıllar yılı bu sevgiyi ve bilgiyi geniş kitelelere ulaştırmayan siz opera sanatçılarında mı? Tamam, kaynaklar sınırlı, ama yapılabilecek o kadar çok şey var ki... Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü Internet sitesi üzerinden bu konuda insanları sıkmadan bilgilendirecek dokümanlar vs. yayımlayamaz mı? Öylesine Bir Dinleti tarzında bilgilendirici eserleri -daha kaliteli olmak koşuluyla- daha yaygın şekilde sahneleyemez mi?

2 perdelik oyun boyunca, Figaro'nun Düğünü gibi bilindik operalardan aryalar, sevilen türküler ve Jingle Bells gibi şarkılar sahneleniyor. Açıkçası, ben oyunun yazarı olsaydım, sinema, reklam filmi gibi popüler platformlarda sıkça karşılaşılan "beylik" operalardan bölümlere daha çok yer vererek, seyircinin operaya çok daha sıcak bakmasını sağlamaya çalışırdım. Tabii, bunun yanı sıra, aşırı didaktik metni çok daha yumuşak ve dolaylı bir hale getirir, böylelikle opera ile ilgili daha fazla önyargıyı daha samimi ve zarif bir şekilde yıkmaya gayret ederdim. Son olarak da, oyunun genel kurgusu ve anlam bütünlüğündeki zayıflığı ortadan kaldırırdım...

Unutmadan, Murat Karahan'ın performansı alışık olduğuma göre oldukça kötüydü. Bir temsillik bir durum muydu? Yoksa oyunun kötülüğü Murat'a da mı yansıdı bilemiyorum...

Sonuç olarak, Öylesine Bir Dinleti bence iyi niyetli ama son derece başarısız bir oyun olmuş... Bu yüzden, opera konusunda iyi kötü bilginiz varsa, kesinlikle sıkılacağınız bir oyun. Ama operaya ilgi duyuyor ama pek bilginiz yoksa gitmenizden bir zarar gelmez. Ya da çevrenizde operayı sevdirmek istediğiniz biri (sevgiliniz gibi :) varsa onu Öylesine Bir Dinleti'ye götürerek birazcık olsun opera sevgisi ve bilgisi aşılayabilirsiniz...


Ankara Mahpusu'nun notu: 4/10

10:42 - 17/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Ankara Opera Sahnesi

Kategori: opera
Ankara'da "Opera" adında bir muhit, "Opera Sahnesi" adı altında faaliyet gösteren bir sahne var; ama aslında Ankara'da bir opera binası yok!

Ankara Opera Sahnesi ya da diğer adıyla Büyük Tiyatro olarak bilinen bina, aslında sergi salonu olarak tasarlanmış. 1933 yılında düzenlenen bir yarışmada birinci gelen Türk mimar Şevki Balmumcu tarafından tasarlanan bina, ilk yıllarında gerçekten de bir sergi merkezi olarak hizmet vermiş. Bu arada, 1937'de Alman mimar Bruno Taut'a bir opera binası tasarlaması fikri götürülse de, ödenek eksikliğinden bu proje hayata geçmemiş.  Sonuçta, yeni bir opera binası yapamayan Türkiye, çareyi Şevki Bey'in tasarladığı sergi merkezini bir opera sahnesine dönüştürmekte bulmuş. Böylelikle,  Alman mimar Paul Bonatz tarafından bina 1948 yılında bir opera sahnesine dönüştürülmüş.

Yıl 2008... Aradan 60 yıl geçmiş durumda ve Ankara hala opera binasına sahip olamamış bir başkent!! Bu hali ile Avrupa ülkelerinde bir benzeri var mıdır bilemiyorum.

Ankara Opera Sahnesi, belki çocukluk yıllarıma dek uzanan varlığı ile bende pozitif bir hava yaratıyor. Ama, kabul etmek gerekir ki bir opera sahnesi olarak kabus... Hangi sorunu sayayım bilemiyorum. İlk aklıma gelenler yetersiz havalandırma, kötü akustik, ışıklandırma sorunları ve insanı rahatsız eden koltuklar ve ilkel otopark...

Havalandırma yaz, kış sorun. İnsan daha ilk perde başlarken nefes almakta güçlük çekiyor. Zaman ilerledikçe daha da berbat bir hal alıyor durum. Akustik rezalet, bina dışarıdan ses alıyor... Koltuklar, özellikle kolların yaslandığı kısımlar insanı çok rahatsız ediyor. Sahne küçük. Otopark tam bir rezalet. Otopark giriş çıkışlarını gösteren en ufak bir işaretleme yok, zemin özellikle bu mevsimde çamur içinde, araçlara yardımcı olacak tek bir personel göremiyorsunuz, arabanızı park edip de sahneye ulaşacağınız yol yine su ve çamur içinde...

Yanlış anımsamıyorsam, binanın 2009 yılında yapılması planlanan onarımı için 2 milyon YTL'lik bir ödenek varmış. O para ile adam akıllı bir tadilat yapılması bence imkansız. 1930'lardan beri yapılamayanın yapılması, yani başkente bir opera binası kazandırılması şart!

İmkansızlıkların yarattığı çare ile bu zavallı sahne opera, bale, tiyatro, sinema galası gösterimi olmak üzere aklınıza gelen her konuda hizmet vermiş ve aradan geçen uzun yıllara rağmen vermeye de devam ediyor. Halbuki her bir sanat dalı için özel yapılmış gösteri merkezleri bu şehre ne büyük estetik ve coşku katabilir...

Seul Opera Binası, Sydney Opera Evi gibi bir şehirle, bir kültürle özdeşlecek tarzda orijnalliği olan ya da Viyana Opera Binası gibi klasikleşmiş bir opera binasına umarım ki Ankara da günün birinde sahip olur... Böylelikle bu bozkır kenti biraz olsun yeşillenmiş olur...


Ankara Mahpusu'nun notu: 4/10

13:19 - 28/11/2008 - yorum {1} - yorum yaz


Aşk-ı Memnu Operası

Kategori: opera


 Halid Ziya Uşaklıgil
'in ilk olarak 1898'de Servet-i Fünûn'da yayımlanan 1900'de ise kitap olarak basılan realist-naturalist romanı Aşk-ı Memnu bugünlerde oldukça popüler.

Aşk-ı Memnu, orijinal kitap formatını aşıp tiyatro eseri, sinema dizisi derken opera olarak da karşımızda.

Açıkçası, Aşk-ı Memnu'ya oldukça önyargılı olarak gitmiştim. Çünkü, Türkçe olarak opera yazmanın dilin yapısı gereği oldukça zor olduğunu düşünüyorum. Başarılı bir opera yoktu karşımda belki, ama beklediğimden de iyiydi...

Öncelikle, Ankara'da daha önce gittiğim operalardaki gibi dekor ve kostüm çok zayıftı. Niye operayı sadece müzikal bir eser olarak yorumluyorlar bilemiyorum. En muhtemel yanıt parasızlık olacak sanırım. Fakat yine de kısıtlı bütçeler altında dahi daha güzel dekorlar ve kostümler hazırlanabileceğine inanıyorum. Opera, sonuçta müzikal yanı çok güçlü olması gereken bir sanat dalı; ama teatral özellikler de bence güçlü olmalı. Nihayetinde opera müziğin, dansın ve tiyatronun birlekteliğinden doğan bir güzellik.

Semantik açıdan eseri çok fazla eleştiremiyorum sadece bir kez dinleyen biri olarak. Ama fonetik ve sentaks açısından libretto bence yetersizdi.

Müzik ve libretto uyumu da yine keyif vermekten uzaktı. Sanki libretto ve müzik bir bütünlük yaratma kaygısı olmaksızın üst üste atılmış gibiydi. Ancak, ikinci perdenin başlarında Beşir karakterinin seslendirdiği Elveda Aryası'nı bu yorumun dışında tutuyorum. Bu aryada müzik ve libretto gerçekten de insanı etkileyen bir uyum içerisinde. Operanın genelinde bu uyum hakim olabilseymiş çok güzel bir eser çıkabilirmiş ortaya. Sanki biraz aceleye getirilmiş her şey...


Ankara Mahpusu'nun notu: 6/10

10:51 - 20/11/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa

Ana Sayfa
Ankara Mahpusu?
Site Haritası
Arşiv

İlham Avcısı
Kategoriler

Son Yazılar
- Çikolata: Yükselen Kakao Fiyatları
- Altın Fiyatları Uçuyor!
- Ankara'da Fotoğraf Kursu
- Fenerbahçe Galatasaray Derbisi
- PepperMiLL
- District 9
- Bolu Mangal Keyfi
- Nefes: Vatan Sağolsun
- Shaun the Sheep
- Kitap Önerisi
- TOEFL'a rakip: PTE Academic
- Plansız Ankara
- Venedik'te Bir Gece
- Gizler Çarşısı
- Music Challenge - Facebook Oyunu
- Çiçek Motifi ve Hayatın Hızı
- Devlet-i 'Aliyye
- Northern Exposure - Kuzeyde Bir Yer
- LÖSEV - Elimi Siz Tutar mısınız?
- Google Caffeine