|
Kendi adıma, kitap okumaktan büyük zevk alıyorum; ancak hayatın harala gürelesi arasında vakit denen hadise pek bir kıymetli hale geldiğinden, ayırdığım zamanı hak etmeyecek kitapları okumuş olmak istemiyorum. Bu nedenle de güvendiğim insanların kitap önerilerine çok değer veriyorum...
Zaten, Ankara Mahpusu blog'unda okuduğum kitaplara ilişkin görüşlerimi mümkün mertebe sizlerle paylaşmaya çalışmamın sebebi de belki bir başkasına "iyi" kitap okuması konusunda yardımcı olabilirim düşüncesi...
Twitter'da tesadüfen bulduğum bir link, bana kitap önerileri konusunda güzel bir site kazandırdı. Sitenin adı Kitap Önerisi. Eğer, siz de benim gibi "kötü" kitaplardan sakınmak isteyenlerdenseniz bir göz atmanızda fayda var...
11:04 - 14/10/2009 - {yok} -
Vakti zamanında yurtdışında master yapmayı kafama koyduğum zaman TOEFL ve GMAT maceralarım da başlamış olmuştu... Ha'di TOEFL yine pek problem değildi, göreceli olarak kolay bir sınavdı zira. Ama bu GMAT başıma az bela olmamıştı zamanında! :-)
Eğer eğitim dili İngilizce olan bir okulda okumayı planlıyorsanız, İngilizce bilginizi kanıtlayacağınız iki temel sınav vardır. Amerikan menşeli TOEFL ve İngiliz kökenli IELTS. TOEFL, dünya genelinde daha yaygın olan ve İngilizce sınavı denilince akla gelen ilk sınavdır yıllar yılı... Zaman içerisinde TOEFL önemli değişiklikler geçirdi, sınav yapısı değişti; ama bu hiç bir şey bu sınavı krallık tahtından indiremedi...
Şimdiyse TOEFL'a yeni bir rakip çıkmış durumda: Pearson Test of English Academic ya da kısa adıyla PTE Academic. İngiltere tabanlı Pearson PLC grubu tarafından düzenlenen sınav, şimdiden London Business School ve Yale gibi önde gelen okullar tarafından kabul edilen sınavlar arasına dahil edilmiş durumda.
PTE Academic, TOEFL gibi bilgisayar ortamında ve okuma, yazma, dinleme ve konuşma olmak üzere 4 kısımdan oluşuyor.
Bakalım, PTE Academic, ETS'nin kralı TOEFL'ın tahtını sarsabilecek mi?
15:52 - 11/10/2009 - {yok} -
Doğma büyüme Ankaralıyım... Bununla birlikte çeşitli nedenlerle hayatımın belirli dönemlerinde farklı kentlerde yaşadım. Şöyle bir geriye dönüp de hesaplayacak olursam, 3 farklı kıtada 4 "ev"im oldu diyebilirim...
Fakat, dönüp geldiğim şehir hep Ankara oldu. Ne yazık ki, her geri dönüşte Ankara'yı bir parça daha çirkinleşmiş olarak bulduğumu düşünüyorum...
Bugünkü Milliyet Gazetesi'nin Pazar ekinde İlber Ortaylı imzasıyla yayımlanan "Ankara plansızlık örneğine dönüştü" başlıklı yazı, işte beni bu çirkinliği bir kez daha düşünmeye itti.
İlber Ortaylı'yı seversiniz ya da sevmezsiniz ama Ankara hakkındaki tespitlerine katılmamak mümkün değil.
Bir merkezi olmayan Ankara, plansızlığa kurban giderek sürekli kan kaybediyor. Üniversiteler ve hastanaler dışında diğer şehirlere kıyasla üstün olduğu çok az saha var. Üstelik, bir kenti kent yapan en önemli bileşenlerden olan kültür ve sanat aktiviteleri açısından da ciddi bir kan kaybı var.
Ankara Mahpusu yani bir Ankaralı olarak, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki "güzelleşme" azmine tekrar kavuşmuş bir Ankara görebilmeyi umutla bekliyorum...
10:41 - 11/10/2009 - {yok} -
Venedik'te Bir Gece Johann Strauss'un (Strauss'ların ikincisi yani oğul Strauus) bestelediği operet, Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde Gürçil Çeliktaş tarafindan sahneye koyulmuş.
Oldukça enteresan bir sürprizle karşılaştım. Operet Türkçe olarak sahneleniyor!
Bir opera ya da operet eserin librettosunun Türkçe gibi operalarda kullanmanın zor olduğu bir dile çevrilmesi açıkçası iyi cesaret. Ama sonuç hiç de fena olmamış! Türkçe libretto açıkçası benim kulağımı rahatsız etmedi. Hatta, opereti beraber izlediğimiz yabancı arkadaşım düz konuşmalar dışında Türkçe kullanılmadığını sanmış.
Annina rolünde izlediğimiz soprano Hülya Kazan performansı ile aklımda en çok kalan isim oldu. Caramello rolündeki Murat Karahan ise önceki performanslarını aratır bir haldeydi. Bir de açıkçası Murat Karahan'ın "seyirciye oynama" özelliği artık beni rahatsız etmeye başladığını fark ettim...
Orkestrayı Sunay Muratov yönetirken, dekor Tayfun Cebi, kostümler Nursun Ünlü, koreografi Nilgün Bilsel, ışık düzeni Tahsin Çetin tarafından hazırlanmış.
Kostümler diğer temsillere kıyasla başarılı sayılabilir; ancak aynı durumu dekor için söylemek zor...
Venedikte Bir Gece, çok çapkın olan Urbino Dükü Guido'nun Venedik ziyaretini konu ediyor. 19. yüzyılın son dönemlerinde geçen operette iç içe geçmiş aşk hikayeleri var. Eğer yanlış anımsamıyorsam operetin orijinali 3 perde, ancak Türkçe libretto ile 2 perde olarak sahneleniyor ve 2,5 saat sürüyor. Açıkçası, Strauss'un zengin ve neşeli melodilerine rağmen biraz sıkıcı geliyor bu kadar uzun sürdüğü için.
Venedikte Bir Gece ya da orijinal adıyla Eine Nacht in Venedig, seyirciye daha çok hitap edebilsin diye bir kaç küçük güncel espri de eklenmiş (domuz gribi, Berlusconi gibi), ama açıkçası insanı çok eğlendirecek bir librettosu yok. Müzik kesinlikle çok daha neşeli ve keyifli...
Operetin Kimlik Kartı Orkestra Şefi: Sunay Muratov Sahneye Koyan: Gürçil Çeliktaş Dekor Tasarımı: Tayfun Çebi Kostüm Tasarımı: Nursun Ünlü Koreografi: Nilgün Bilsel Işık Tasarımı: Tahsin Çetin Urbino Dükü: Arda Doğan, Erdal Şen, Barış Yanç Caramello: Murat Karahan, Oğuz Sırmalı Delacqua: Levent Akev, Serhat Konukman Barbara: Dolunay Dilek, Ayşe Özkan Barbaruccio: Umut Kosman, Volkan Şen Enrico Piselli: Serhat Konukman, Umut Kosman Pappacoda: Serkan Kocadere, İnanç Makinel Annina: Hülya Kazan, Tuğba Mankal Ciboletto: Seda Aracı, Selva Erdener, Candan Üstün Agricola: Sezin Kirişçi, Bilge Yılmaz Balbi: Fatih Özkaya Testaccio: Eray Kocatürk
Ankara Mahpusu'nun notu: 6/10
00:14 - 10/10/2009 - {yok} -
Gizler Çarşısı Ankara Devlet Tiyatrosu 1 Ekim itibarıyla perdelerini açınca, ben de her zaman olduğu gibi bizim ekiple beraber cümbür cemaat olarak temsilleri izlemeye başladım. İzlediğimiz ilk eser ise Turgay Nar'ın Gizler Çarşısı oldu. Ama keşke olmasaydı!
Baştan gözünüzü korkutmak, hevesinizi katletmek istemem. İnanın istemem! Ama öyle kötü bir oyun izledim ki, çektiğim eziyeti sözcüklere dökmek pek zor...
Turgay Nar, pek sıkıcı ve basit bir metin kaleme almış; ya kendisini çok zeki ya da bizleri salak sanıyor olmalı!
Oyun, insanların hırslarına yenik düşerek hem dünyayı hem de kendi hayatlarını mahvetmesi düşüncesine dayanıyor. Konu bu kadar klişeyken, anlatımda bari çarpıcı bir tarz, yeni bir söylem olsa. Ama ner'deee?
Sözüm ona arkaik anlamlar taşıyan sembollerle dolaylı bir eleştirel üslup kullanmaya çalışmış yazar, ama ne yazık ki çalıştığıyla kalmış... Sıkıcılığı kendinden menkul didaktik tümcelerle dolu metne klişe ve sıradan ifadeler acemi boyacı rahatlığıyla gelişigüzel dağıltılmış.
Gizler Çarşısı o denli sıkıcı ki oyun bittiğinde kendimi BBC önünde uyuyakalmış gibi hissettim diyebilirim...
Haydi Turgay Nar oturup yazmış böyle kötü bir oyunu da, 60. yılını kutlayan Devlet Tiyatroları sahnelenmesine nasıl karar vermiş onu anlayamadım!
Oyuncular hiç kusuruma bakmasın, metnin berbatlığından ne oyuncuların performanslarına ne de dekora falan yoğunlaşamadım...
Gizler Çarşısı'na gitmeyin, gitmeyi düşünmeyin bile ve eğer çevrenizden gideceğim diyen olursa gitmemesi için elinizden geleni yapın! O kadar kötü bir oyun!
Oyunun Kimlik Kartı Sahne: Akün, Ankara Yazan: Turgay Nar Yöneten: Laçin Ceylan Oyuncular: Ali Hakan Beşen, Uğur Çavuşoğlu, Nezih Işıtan, Mehmet Gürkan, Halil Akarsu, Yaprak Onat, Pınar Sesveren, Sanlı Baykent
Ankara Mahpusu'nun notu: 3/10
07:21 - 8/10/2009 - {7} -
Music Challenge - Facebook Oyunu Facebook oyunları konusundaki direncimi yakan isim Emrah oldu! Peşi sıra gönderdiği oyunlardan bazıları gerçekten de çok zevkli. Farm Ville'den sonraki favorim dün akşam deliler gibi oynadığımız Music Challenge oldu.
MetroGames tarafından yapılmış oyun, oldukça basit bir mantığa dayanıyor: Rastgele bir şarkının ilk beş altı saniyesini dinleyip 6 seçenek arasından parçanın adını bilmeniz gerekiyor.
Verilen sürede ne kadar çok parça bilirseniz o kadar fazla puan topluyorsunuz. Ayrıca, 3, 5 veya 10 soruya üst üste doğru yanıtlar verdiğinizde doğru bildiğiniz parçaları seslendirenleri bilmeniz gereken bonus bölümlerini de oynayabiliyorsunuz. Tabii bu da ekstra puan kazanma şansı demek...
Music Challenge İpuçları Music Challenge'da daha çok puan toplama hırsıyla yanıp tutuşuyorsanız aşağıdaki tiyolara göz atabilirsiniz... Tabii daha azimliyseniz Music Challenge'da çalan parçaları tek tek ezberleme yoluna da gidebilirsiniz! :-))
- Şarkıyı ne kadar çabuk bilirseniz, alacağınız puan da o kadar fazla olacağından mümkün olduğunca ilk melodilerden şarkıyı çıkartmaya bakın. Zaten toplam süreniz de sadece 60 saniye!
- Eğer şarkıyı ilk melodilerden çıkartamadıysanız sözleri dinleyerek seçenekler arasında benzer bir parça olup olmadığına bakın...
- Eğer ne melodiden ne de şarkı sözünden bir şeyler çıkartamıyorsanız, yapacağınız en iyi şey parça ismi ile müzik türü arasında bir ilişki çıkartmaya çalışmak. Örneğin, bir rap şarkısının adı ile romantik bir parçanınki pek benzer olmuyor.
- Eğer, bu tavsiyelerin hiçbiri işe yaramıyorsa, gerisi şansa kalmış! :-) Zamanla yanlış seçenekler bir bir elendiği için size göre şansınızı deneyin ve atın!
Bu arada, MetroGames işin uyanıklığını da bulmuş... Sorulan şarkıları satın alma opsiyonunu da eklemişler.
Hip Hop'tan Rock'a, Blues'e kadar pek çok farklı türden parçaların yer aldığı oyun müzik bilginizi ve kulağınızı test etmek için süper fırsat! :) Hele üç, dört kişi bilgisayarın başına geçip de ekip olarak oynamak daha da zevkli oluyor, hararetle tavsiye ederim!!!
Music Challenge Facebook Oyununa Ulaşmak için Tıklayın
Ankara Mahpusu'nun notu: 8/10
16:56 - 5/10/2009 - {2} -
Çiçek Motifi ve Hayatın Hızı Bana hayatın hızını tekrar ve tekrar anımsatan bu çiçek motifi oldu...
Makaleler, notlar, yazılar okuduğum; sunumlar hazırlayıp, toplantılara çalıştığım; bu blogu yazdığım; müzik dinleyip, fotoğraflarıma baktığım; oyun oynadığım ve diğer daha pek çok işi yaptığım bilgisayarımı zaman zaman üzerine koyduğum ve aslında yemek masası olan ama benim bitip tükenmez bir ısrarla çalışma masası olarak kullandığım güzide masamı kaplayan örtüden bir detay, şu an burada gördüğünüz çiçek motifi...
Bütün o saydığım ve de sayamadığım işleri yapmak için gözlerimi bilgisayarımın ekranına odakladığım bitmek bilmez saatler boyunca ben bu motifi hiç görememiştim. Hem de o örtünün bu eve girmesinin üzerinden aylar geçmesine rağmen...
Sonra bir gün, nasıl oldu da bakıverdim bilmiyorum; ama günün tüm karmaşası arasında bu çiçek motifi dikkatimi çekiverdi. Önce bir daha, ardından tekrar tekrar baktım. Hatta bakmakla da kalmayıp, kalktım üşenmeden fotoğraf makinemi çıkarıp yakın plan olarak bir fotoğrafını çektim.
Çektiğim fotoğrafa bakarken, aylar boyunca dikkatimi bile çekmemiş olan bu küçük motifçiğin aslında ne kadar da güzel göründüğüne hayret ettim...
Sonra, hayatın genelinde işe ve de akabinde güce kafayı ne de çok taktığımızı düşündüm... Sevdiğimiz insanlar, huzurlu anlar parmaklarımızın arasından, gözümüzün önünden an be an geçip giderken acaba onlara şöyle dikkatli bir gözle bakabiliyor muyuz?
Şu küçük çiçek motifi bile dikkatlice bakınca böylesine güzel görünürken, en azından sevdiklerimiz için anı yavaşlatmanın bir zararı olmaz sanırım...
05:57 - 30/9/2009 - {yok} -
Devlet-i 'Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - I Klasik Dönem (1302-1606) Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişme
Osmanlı İmparatorluğu tarihi denildiğinde akan suları durduran, efsanevi tarihçi Prof. Dr. Halil İNALCIK Hoca'nın son çalışması, Osmanlı İmparatorluğu hakkındaki çalışmalarını özetleyen bir üçlemenin ilk cildi.
Bu birinci cild, Osmanlı İmparatorluğu'nun öyküsünü kuruluşundan yani 1302 yılından alıp bir imparatorluk olarak kökleştiği 17. yüzyıl başlarına dek anlatıyor.
Halil İnalcık Kimdir? Halil İnalcık, Osmanlı tarihi denilince sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada insanların önünde saygıyla eğildiği bir isim.
Nasıl olmasın? 1916 doğumlu Halil Hoca, 1943 yılında doktorasını tamamlamış ve sonrasında önce uzun yıllar Ankara Üniversitesi'nde hocalık yapmış. Sonrasında çeşitli Amerikan üniversitelerinde misafir hocalık yapmasının ardından University of Chicago'da hocalığa başlamış. Orada da uzun yıllar ders verdikten sonra, 1994 yılında ülkesine dönüp Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümü'nü kurmuş. Hala da bu bölümde hoca.
Bilkent Üniversitesi'ne uğradıkça arada sırada uzaktan da olsa görüyorum kendisini. Açıkçası, 1916 doğumlu birisine göre oldukça dinç görünse de, asık yüzüyle beni korkuymuyor değil!
Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar Devlet-i 'Aliyye ya da tam adıyla Devlet-i 'Aliyye-i Osmaniyye, Osmanlı Yüce Devleti anlamına geliyor.
Kitap olarak Devlet-i 'Aliyye ise, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir uç beyliği olarak kurulup köklü bir imparatorluk olarak kurumsallaşmasını siyasi tarih odağında -ama ekonomik, toplumsal ve kurumsal boyutları da ele alarak- inceliyor.
Kitap, Osmanlı tarihi ile amatör ya da profesyonel ilgilenen herkesin mutlaka göz atması gereken bir baş yapıt. Ancak, eğer Osmanlı tarihi konusunda sıfır bilgim var diyorsanız bazı yerlerin okuması zor ya da sıkıcı gelebilir. Bununla birlikte, genel itibarıyla oldukça rahat okunan harikulade bir çalışma.
Benim nacizane tek eleştirim şu olabilir, kimi tümceler anlam bütünlüğü açısından dikkat çekici şekilde bozuk. Bu da bende ya İngilizce'den Türkçe'ye kötü çeviri yapılmış ya da İngilizce düşünülerek Türkçe kaleme alınmış satırlar olduğu izlenimini uyandırdı...
Son bir not olarak, kitabın İş Bankası Kültür Yayınları tarafından çıkmasının bir şans olduğunu söylemem lazım. Yoksa, 377 sayfalık bu esere 15 TL civarı bir para ile kavuşmamız hayal olabilirdi...
Ankara Mahpusu'nun notu: 9/10
22:57 - 29/9/2009 - {yok} -
Northern Exposure - Kuzeyde Bir Yer Eski bir dostla karşılaştım bugün! Yok hayır, ne ilkokuldan Caner veya Yeşim; ne de ortaokul günlerinden Bilge ya da Ulaş...
Çocukluk dimağımda eşsiz lezzetler bırakan, beni televizyon başına çivileyen efsanevi dizi Northern Exposure'dan bahsediyorum!
Türkiye'de Kuzeyde Bir Yer adı altında gösterilen dizide, Alaska'da küçük ve izole bir kasabada yaşayanların hayatlarından kesitler sunulurdu.
Kuzeyde Bir Yer, Doktor Joel Fleischman'ın New York'tan zorunlu görev için Alaska'ya Cicely adında ufak bir kasabaya gelmesi ile başlıyor. New York'taki kozmopolit ve dinamik hayatın Cicely'deki statik görünen yaşamla olan çelişkisi dizinin temel dinamiğini oluşturuyor.
Dört nişanlısı da ölen ve kasabanın kargo pilotu olan Maggie O'Connell ile Doktor Fleischman arasındaki gidip-gelen ilişki ise dizinin diğer temel çelişki dinamiklerinden birini oluşturuyor.
Ama Northern Exposure, kesinlikle ama kesinlikle bu dar ikilemler arasında sıkışıp kalmış "sıradan" bir dizi değil. Küçük ve izole bir dünyada yaşadıkları için olsa gerek duygularına daha çok odaklanan irili ufaklı karakterlerle dolu olan Kuzeyde Bir Yer, böylelikle şiirsel bir hava kazanıyor. Aslında yavaş bir tempoda geçen dizi, nasıl başlıyor, ne zaman bitiyor anlamıyorsunuz. Çünkü, replikler o kadar güzel ve sizi başka düşüncelere, diyarlara götürüyor ki hipnotize oluyorsunuz...
CBS'de 1990 ile 1995 yılları arasında 110 bölüm olarak yayımlanan dizi, bizde de sanırım 1990'ların başında yayımlanmaya başlamıştı. Yanılmıyorsam, ilk olarak TRT 2'de gösterilirken sonra TRT 1'e geçmişti.
O zamanlar hangi TRT yöneticisinin talimatı ile gösterime sokuldu bilemiyorum; ama TV'de izlediğin en iyi dizileri say deseler Kuzeyde Bir Yer kesinlikle ilk beş içinde kendisine yer bulur!
Dizinin "yan rollerinde" izlediğimiz ama aslında her biri başlı başına bir başrol kahramanı olan Chris, Ed, Holling ile Shelly ve Ruth-Anne. Sonra, zaman zaman arzı endam etmelerine rağmen aklımın bir köşesinde hala duran Adam ve Eve, Barbara Semanski ile Bernard... Tabii ki Dr. Fleischman ve o yıllarda hayatımın kadını olan Maggie. Maggie rolünde izlediğimiz Janine Turner kısa saçın o denli yakışabildiği nadir kadınlardan biri olarak, takdiri sonuna kadar hak ediyor!
Yıllar sonra diziyi izlediğimde hayal kırıklığına uğramaktan korktum mu? Kesinlikle evet! Ama, tersine diziden yine büyük keyfi aldım. Üstelik, aradan geçen yıllar içerisinde New York'un kuzeyinde küçük bir kentte bir kaç yıl yaşamış olduğum için diziyle daha çok bağ kurabiliyorum artık...
Dizi, TNT ekranlarında yayımlanmaya başlamış. Artık, çocukluk yıllarımın aksine çok nadiren televizyon izlediğim için tam olarak hangi günler ve saatlerde yayımlandığını bilemiyorum. Ama evde aylaklık yaprak zaman geçirdiğim şu günlerde diziye sabahları 10 civarında rastlıyorum ve zevkten dört köşe olarak izliyorum...
Eğer ortalama dizilerden sıkılıyorsanız Northern Exposure'u mutlaka izleyin!
Ankara Mahpusu'nun notu: 8/10
11:23 - 25/9/2009 - {yok} -
LÖSEV - Elimi Siz Tutar mısınız? Lösemili Çocuklar Vakfı, LÖSEV, başarılı bulduğum ve fırsat buldukça yardım etmeye çalıştığım bir sivil toplum örgütü.
Kanser zaten başlı başına kötü bir durum; ama hele bir de minicik çocukların bu hastalıkla boğuşması gerçekten de çok zor olsa gerek. Bu yüzden, LÖSEV gibi kuruluşların çalışmaları gerçekten de çok önemli...
Ama, LÖSEV'in son tanıtım kampanyası olan "Elimi Siz Tutar mısınız?" projesini açıkçası pek başarılı bulmadım.
Niçin mi? LÖSEV gibi başarılı bir yapılanmanın duygu sömürüsü üzerine oynamasına hiç gerek yoktu.
Televizyonlarda ve LÖSEV'in Internet sitesinde de yer alan tanıtım filmini izlediyseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacağınızı düşünüyorum...
Keşke, konuya daha farklı açıdan yaklaşarak insanların duygularını sömürmek yerine yaptıkları faaliyetlerin önemine odaklaşan bir tanıtım filmi hazırlatsalarmış.
Tabii, yine de LÖSEV gibi sivil toplum örgütlerine elimizden gelen yardımlarımı esirgememiz gerekiyor.
LÖSEV'e bağış yapmak konusunda bilgi almak için sitelerini ziyaret edebilirsiniz.
11:42 - 24/9/2009 - {yok} -
|
Ana Sayfa
Ankara Mahpusu?
Site Haritası
Arşiv
İlham Avcısı
Kategoriler
Son Yazılar
- Taşındım!!!
|