| Ankara Mahpusu |
|
Google CaffeineGoogle Caffeine 00:03 - 21/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazŞeker Bayramı ve LikörŞeker Bayramı ve LikörBir başka Şeker Bayramı... Ve uzun bir ayrılık sonrasında nihayet bayramda ailemle birlikteyim. "Eski bayramlar başkaydı" diyecek kadar yaşlandım mı bilemiyorum; ama "bayram sıcaklığının" kola reklamlarının tekeline girmesinin üzerinden uzun süre geçtiğine eminim. Eski bayramlar şöyleydi böyleydi yazıları kervanına katılmaya niyetim yok aslında. Ama... :-) Likörlerden bahsetmeden edemeyeceğim! Eskiden özellikle bayramlarda likör eşliğinde kahve ikram etmek alışkanlığı vardı, bilmem hatırlıyor musunuz? Şimdilerde bakıyorum da, bırakın bayramları normalde bile insanlar pek likör içmiyor. Mey'in Hare Likörü'nü piyasaya sürmesi, likör tüketimini bir parça canlandırmış olsa da likörün eski altın günleri artık geride kaldı galiba. Bu arada, Hare hiç fena bir likör değil, tavsiye ederim. Bugün Milliyet Pazar ekinde Mehmet Yalçın likörler hakkında güzel bir yazı yazmış. 1980'lere kadar her zaman her meyveyi yeme şansı olmadığı için istenilen meyve tadını sunan likörlerin haliyle çok gözde olduğundan bahsedilmiş yazıda. Bir de, yapay aromaların gelişmesi ile likörlerin bir ölümcül darbe daha aldığından da bahsediyor Yalçın, ki çok haklı. Ama, her ne olursa olsun, kendi adıma likör içmeyi -özellikle de kahvenin yanında- hala seviyorum... Bu arada, ilk defa evde kendim likör yaptım, ayıptır söylemesi! :-) Üstelik, hiç de fena olmadı tadı. İlk kez dün akşam içtik arkadaşlarla... Buraya, yapılışı hakkında bir şeyler yazmayı düşünüyorum aslında... Herkese iyi bayramlar! Bayramlaşın, mutlu olun, mutlu edin... 15:52 - 20/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazSel Felaketi ve Köşe YazılarıSel Felaketi ve Köşe YazılarıSel felakatini izleyen günler içerisinde Sel Felaketi ve Ana Haber Bültenleri başlıklı bir yazı yazmıştım. Hem sel felaketini hem de bilgi sunmak yerine magazin yarışı yapan ana haber bültenlerini eleştirmek için... Aradan günler geçti ve hemen her gazetede köşe yazarları sel felaketi ile ilgili haberler kaleme aldı. Doğal olarak, bu yazılar içerisinde iyiler olduğu kadar kötüler de var. Kimisi "vah, vah"dan fazlasını içermeyen çalakalem yazılmış yazılar... Kimileri ise gerçekten de yaşanan felaket konusunda sunduğu bilgiler ve perspektif ile konuyu daha iyi kavramamızı sağlıyor... Mesela, ikinci grupta yer alan yazılardan bir tanesi Milliyet'te Rıza Türmen tarafından kaleme alınan "İnsan Yaşamının Önemi" başlıklı yazı... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıçlarından olan Rıza Türmen, yazısını çok güzel bilgilerle donatmış. Ne gibi mi? İşte temel başlıklarla Türmen'in anlattıkları: - 1997 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi yeni bir imar planı ile Ayamama Deresi'nin geçtiği alanları yüksek yoğunluklu ve çok katlı yapılaşmaya açmış. - Mimarlar Odası bu yeni düzenlemeyi inceleyerek "o bölgede bu şekilde yapılaşma olursa doğal felaketlere davetiye çıkar" şeklinde bir rapor hazırlamış. - Rapor, Belediye tarafından dikkatie alınmayıp; yapılaşma başlamış. - Mimarlar Odası 1998'de İdare Mahkemesi'ne dava açıp, yürütmenin durdurulmasına ve işlemin iptaline karar verilmesini sağlıyor. - Ancak, tüm bu işlem tamamlanana kadar bölgede yapılaşma almış başını yürümüş. Yazısının devamısında ise, Rıza Türmen 1993 yılında meyana gelen ve 39 kişinin hayatını kaybettiği Ümraniye Çöplüğü'nün patlaması olayına dönerek yerel yöneticilerin ihmallerinden kaynaklanan bu tür olaylar nedeniyle bu yöneticilerin cezalandırılabileceğine dikkatimizi çekiyor... Düşünsenize, göz göre göre yaşanan böylesine bir sel felaketinde hayatını ya da malını mülkünü kaybedenler sorumlu Belediye Başkanı'nı dava edip, ceza almasını sağlasa; bundan sonra yerel yöneticiler, şehrin ve doğanın dokusunu tahrip eden hatalı uygulamaları rahat rahat yapabilir mi sizce? Günlerdir haber bültenlerine bakıyorum, köşe yazılarına göz atıyorum... Konu hakkında Rıza Türmen'inki kadar doğrudan ve güzel bilgi veren başka yazıya denk gelmedim açıkçası! Bilgi ve tarafsız yorum dışında her şeyi sunan, köşelerini adeta çöplüğe çeviren yazarların Rıza Türmen'den öğreneceği çok şey olduğuna inanıyorum... Evet, Rıza Türmen'in yazıları biraz fazla "ciddi", biraz "renksiz" belki; ama bugünlerde hasret kaldığım "bilgi veren, perspektif genişleten" doğru düzgün yazılar... 14:15 - 15/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazDoing Business (İş Yapma) Endeksi 2010Doing Business (İş Yapma) Endeksi 2010 05:51 - 11/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazSel Felaketi ve Ana Haber Bültenleri Pisi Pisine...Televizyonlardaki sel felaketi görüntülerini izlerken, dilimin ucuna gelip konuveren sözcükler bunlar oldu... Pisi pisine... Ne demek pisi pisine? "Boş yerine, boşuna" anlamına gelen bir zarf... Boşu boşuna kaybedilen onca can... İnsan başka ne diyebilir ki! Dere yatakları üzerine plansız ve bir o kadar da kontrolsüz şekilde yapılaşma yapılan, üst yapının bol kazançlı rant kavgası esnasında "alt yapı"nın akıllara bile gelmediği ve uyarılarda bulunan bilimadamlarının bir güzel kulakardı ediliği güzel yurdumda insan neye üzüleceğini, kime kızacağını şaşırıyor! "Doğal" denilen ama oluş şeklini biraz kurcalayınca doğal görünümlü insaneli afetlerin oluşmasına yol açan kamu otoritelerine mi, gözleri para hırsından başka şey görmeyen müteahhitlere mi, o evleri satın alarak çarpık yapılaşmanın çarklarını döndüren vatandaşlara mı, yoksa duyarsız kaldığımız için hepimize mi kızmalı?? Habersiz Haber Bültenleri! Sel felaketiyle ilgili gelişmeleri takip etmek için uzun süredir yapmadığım bir şeyi yaptım ve ana haber bültenlerini izledim! Haber bültei başlamadan önce verilen "tanıtım" görüntüleri, aslında ellerinde olan malzemenin neredeyse tamamını içerdiği için bültenin kendisini izlemeye gerek yok diyebilirim! Bülten açılıyor ve spiker haberler hakkında detay vermeye başlıyor. Ama, tanıtımda duyduğumuz sözlerin hemen hemen hepsini (üstelik neredeyse aynı tümcelerle!) bir kez de spikerden dinliyoruz, kim bilir belki anlama özürlüyüzdür?! Sonra, canlı bağlantı için muhabirlere bağlanılıyor... Ki onlar daha da evlere şenlik. Pek çoğu düzgün Türkçe konuşmaktan bihaber. Üstelik, olay yerinden canlı olarak aktardıkları bilgi, tanıtımda ya da stüdyoda söylenenlerden hemen hemen hiç farklı değil. Yani etti üç! Tam üç kez aynı bilgiler dönüp dolaşıp veriliyor. Yeni bir bilgi, derinlemesine bir haber, detay bir gelişme, konuyu değişik bir boyuttan görmemizi sağlayacak teknik bir değerlendirme... Bunlar için beklemek boşuna, çünkü böyle "gereksiz" şeylere lüzum olmadığını düşünüyor olmalı haberciler. Ama haklarını yememek lazım, aynı bilgiyi en az 3 kez izleyiciye sunarak, en geç algılayanın bile haberi algılamasını sağlayarak muhteşem bir hizmet sunmuş oluyorlar! Haber programı yapımcıları, ne yazık ki bizleri kalitesiz ve özensiz haberlere alıştırarak Türkiye için büyük bir kötülük yapıyorlar diye düşünüyorum... Ya siz, siz ne düşünüyorsunuz haber bültenleri konusunda? İzlediğiniz haberlerden memnun musunuz??? 12:46 - 10/9/2009 - yorum {1} - yorum yazKuzey Kalesi Kuzey KalesiBazı şeyler vardır, tam olarak ne olduğunu anlamasanız da iyi kötü fikir yürütebilirsiniz. Ama öyle şeyler vardır ki ya bilirsiniz ya da bilmezsiniz. İşte "Kuzey Kalesi" bu ikinci gruba giren kavramlardan... Şimdi, ben size "Kuzey Kalesi" desem, ya hiç bir şey anlamayup "Kuzeyde bir kale mi varmış, ne kalesi?" benzeri şeyler düşüneceksiniz ya da "Aman tanrım, Pilsan'ın meşhur oyuncağı Kuzey Kalesi mi???" diyeceksiniz... 1970 ve 80'li yılların mini mekanik serisinden efsanevi bir oyuncağı idi Kuzey Kalesi. Bu yüzden, eğer bu yaş grubundan değilseniz ve mini mekanik oyuncaklarla ilginiz olmadıysa Kuzey Kalesi kuvvetle muhtemel sizin için hiç bir anlam ifade etmeyecektir. Ama benim gibi bu oyuncağın hasretiyle çocukluk günlerini kavurmuş olanlar için Kuzey Kalesi, "ulaşılmaz hazine" kavramı ile eş anlamlıdır! Orada Bir Kale Var, Gitmesek Deee, Görmesek Deee... Çocukken mini mekaniklerimle oynamaya bayılırdım. Mini mekanikler, yurtdışında Playmobil şirketi tarafından üretilen plastikten minik insanlar serisinin Türk versiyonu idi. Mini mekanik oyuncakları temel meslek grupları üzerine kurgulanmıştı. Doktorlar, askerler, müzisyenler... Tabii ki, en popüler mini mekanikler asker olanlardı ve bunların içinde de en gözde olanlar kovboylar ve Kuzeyli Amerikan askerleriydi. İşte, bu mini mekanik dünyasının en göz alıcı, en çok arzulanan ve de doğal olarak en pahalı parçası Kuzey Kalesi adı verilen set idi. Bu sette neler yoktu ki neler!!! Fonksiyonel bir kale (kapısı bile açılıyor yahu! :-), toplar, askerler, karargah odası... Çocukluk günlerim, Kuzey Kalesi için para biriktirmeye çalışmak, bizimkileri gidip alsınlar diye ikna etmek, babannesinin Kuzey Kalesi aldığı Volkan'ı delice kıskanmak, oyuncakçının vitrinine gidip Kuzey Kalesi kutusuna hayran hayran bakıp hülyalara dalmakla heba olup gitti... Çocukluğumun bu harcanmış hali bana özgü sanırdım, ama geçen gün okuduğum bir haber yalnız olmadığımı gösterdi. Kuzey Kalesi'nin vakti zamanındaki üreticisi Pilsan şirketine yüzlerce insan başvurup "Çocukken Kuzey Kalesi için deli olurdum ama alamamıştım, paraysa para şimdi elimin kiri bana Kale'mi verin!" deyince şirket Kuzey Kalesi'ni tekrar üretmiş! Ama gelin görün ki, hain kader yakamı bırakmış değil. Ben bu yeni seriden haberdar olduğumda, yeterli talep olmadığından üretimi tekrar durdurmşlar! :-( Yıllar sonra, Amerika'dayken Kuzey Kalesi hatıralarımın depreştiği bir an Internet'ten bir dünya Playmobil askeri siparişi verip kendi Kuzey Kalemi yaratmaya teşebbüs etmiştim; ama sonuç pek de tatmin edici olmamıştı! :) Ve şimdi öğreniyorum ki, Kuzey Kalesi'ne meğerse ne de çok yakınmışım, ama tekrar kaybedivermişim... Bana ne! Ben Kuzey Kale'mi istiyorum!!! Ankara Mahpusu'nun notu: 10/10 09:07 - 10/9/2009 - yorum {1} - yorum yazWatchmenWatchmen Zack Snyder'ı 300'den sonra çok beğenenler olmasına karşın, ben açıkçası filmi pek beğenememiştim. 13:21 - 8/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazThe White Tiger
09:08 - 6/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazFarm TownFarm Town 12:37 - 5/9/2009 - yorum {yok} - yorum yazEski Bilgisayar OyunlarıEski Bilgisayar OyunlarıHemen başta ve peşinen söyleyeyim! Nostalji kokan yazılar yazıp da kendimi yaşlı hissetmek istemiyorum... İstemiyorum ama işte heyhat yazmadan da durabiliyor muyum? Kesinlikle, hayır! :-) 1990'lı yıllarda bilgisayar oyunları camiasını esip kavuran öyle oyunlar oynamıştım ki, bugün bile kalbimde hepsinin ayrı bir yeri var. Mesela mı? Grand Prix Circuit, Imperialism, Master of Orion, Genghis Khan, Romance of Three Kingdoms, Jones in the Fast Lane, Civilization, Dune, Speedball, Wing Commander, TV Sport Basketball, 4D Racing, Balance of Power, Castles, Storm Across Europe, Civilization, Defender of the Crown... Bunlar aklıma ilk geliverenler... Oturup bir liste yapacak olsam belki 5, belki 10 düzine isim sıralayabilirim inanın... Geçen gün "ah ner'de o eski günler be!" modunda dolanırken, eski oyunları indirmeye imkan sunan bir iki siteye rastladım. Bazı elemanlar yememiş içmemişler, oturup eski oyunları toplayıp sitelerinde bir araya getirmişler. Peki bunu nasıl yapabiliyorlar rahat rahat? Yani telif hakları falan derdi olmaksızın? Anahtar sözcük "abandonware". Bunlar, artık satılmayan, üretici şirket tarafından desteklenmeyen ve telif hakkı sorunu kalmayan eski programlar... İşte bu tür abandonware olmuş yani terk edilip, öksüz bırakılmış boynu bükük oyunlar bu tür sitelerde kendilerine yeni yuvalar arıyorlar :-) Abandonware olmuş oyunları ücretsiz olarak bilgisayarınıza indirip canınız istediği kadar rahat rahat oynayabilirsiniz. Kulağa güzel geliyor, değil mi? :-) Benim bulduğum sitelerden önerebileceğim iki tanesi şunlar: Abondon Games Abondonia Eğer hoşunuza giderse bu tarz onlarca siteye daha ulaşabilirsiniz Google'u kullanarak. Sadece zaman geçirmek için indirdiğim bir kaç oyunla umduğumdan çok daha fazla vakit geçirdimi itiraf etmeliyim... Tabii, çok çok güzel diye anımsadığım bazı oyunların bugünün oyun standartları ile oyun bile sayılmayacağı aşikar. Ama, önemli olan bu klasik oyunların hemen hepsinin ruhunda bulunan "oynanabilirlik". Grafikleri, müzikleri artık güzel değil belki; ama hala insanı karşısına geçirip oyun oynamak istedebiliyorlar, ki bence önemli olan da bu zaten... Tamam, tamam; susuyorum! Yoksa kendimi gerçekten de yaşlı hissetmeye başlayacağım! :-) 15:14 - 3/9/2009 - yorum {yok} - yorum yaz |
Ana Sayfa Ankara Mahpusu? Site Haritası Arşiv İlham Avcısı Kategoriler
Son Yazılar - Taşındım!!! |